Çocuklu Hayat

İkisi de artık okullu !

Doğdu, uyudu, uyumadı, emdi, kolik oldu, dişi çıktı, hasta oldu, aşıları filan bunlar nasıl büyüyecek derken büyüdüler işte… Biri 5,5 diğeri 2,5 yaşında ve ikisi de artık okullu… Kaan 2 senedir evimize çok yakın olan Küçük Ağaç Anaokulu’na gidiyor. Tatsız bir Fenerbahçe İstek Vakfı Anaokulu maceramızdan sonra burayı çok sevdik biz. Okul Kızıltoprak’da, başında Işık Aydınoğlu var ve çok tatlı bir kadın. Her konuda bizi bilgilendiriyorlar ve okulun çok güzel faaliyetleri var. Kaan da severek gidiyor. Sanırım en önemlisi de bu. Okulun adı yazar Forest Carter’ın Küçük Ağaç’ın Eğitimi adlı kitaptan geliyor.

agac

Sevgiyi, duyarlılığı, dürüstlüğü, samimiyeti Kızılderili mantığıyla işleyen bu kitap, Çerokiler’e ithaf edilen evrensel dostluk ve barışın hikayesidir. Beyazlarla yerlilerin olaylara bakış açılarını bir çocuğun duygularıyla aktaran, insanı umursayan, yaşamın bütünselliğini savunan ve doğayla bütünleşen bir kültürün mesajıdır Küçük Ağaç’ın Eğitimi kitabı. Küçük Ağaç, 5 yaşında Kızılderili bir çocuktur. Dedesi onu eğitmektedir. Daha doğrusu onun gelişmesinde ona rehberlik etmektedir.

Bir gün kent alışverişi sırasında bir buzağı sahibi, Küçük Ağaç’ın hayvanla çok ilgilendiğini görünce, yanına yaklaşır ve “Buzağımı sevdin mi?” diye sorar. Gülümseyen çocuğa hayvanı satmak için birçok şey anlatır. Küçük Ağaç’ın 50 senti vardır ve bu da hayvanı almak için yeterli değildir. Adam üzgün bir ifadeyle bu buzağıyı kendisine satabileceğini söyler. Küçük Ağaç, buzağıyı alıp büyükbabasının yanına koşar. Büyükbaba bu durumdan memnun kalmaz. Küçük Ağaç, büyükbabasının tepkisini bencillik olarak değerlendirir. Eve dönüşleri sırasında buzağı ölür. Çünkü hayvan hastalıklıdır. Küçük Ağaç çok üzülür. Yaşadıkları yere geri döndükleri zaman, yemek sırasında Büyükbaba, konuyu değerlendirmek üzere söz alır; “Görüyorsun, Küçük Ağaç, öğrenmenin yapmaktan başka yolu yok. Senin buzağıyı almanı engelleseydim, her zaman bir buzağın olması gerektiğini düşünecektin. Sana satın almanı söyleseydim, öldüğü için beni suçlayacaktın. Yaşam içinde öğrenmek zorundasın” der.

Küçük-Ağaçın-Eğitimi

Küçük Ağaç’ın dedesi, torununa hiç ceza vermez, ödül de vermez. Zaman zaman geri bildirimlerde bulunarak davranışlarının ne işe yaradığı ya da nelere sebep olduğu konusunda rehberlik eder. Küçük Ağaç ise pozitif bildirimler aldıkça kendisi ile gurur duymaktadır.

Başka bir bölümde Dede ve Küçük Ağaç yaban hindisi avına gideceklerdir. Ama güneş doğmadan kalkıp hazırlanmaları gerekmektedir. Küçük Ağaç hiç daha güneş doğmadan kalkmamıştır. Ava gidemeyeceğini düşünerek umutsuzca yatar ama dede torununun ava ne hevesli olduğunu görmüştür. Şafak sökmeden önce dede kalkar, çadırın içinde hazırlıklara başlar ve biraz gürültü yapar. Küçük Ağaç uyanır, henüz güneş doğmamıştır. Hemen giyinip avluya çıkar. Dedesi ona bakıp “Kalktın mı?” der. Küçük Ağaç kendisi ile gurur duyarak “Evet,” cevabını verir. Birlikte ava giderler. Dede sadece gerekli pası atmıştır ve Küçük Ağaç da bunu kullanmıştır. Gerektiğinde çocuklarımıza pas atıp onların kendi gollerini atmalarına izin veriyor muyuz yoksa pası da golü de sabırsızlık ederek kendimiz mi atıyoruz. Bu tür davranışlar, yani golü kendi atabilen çocuklar bağımsız olmayı öğrenirler. Benlik saygıları yükselir, onlara rehber olmak yerine yerlerine bir şeyler yapmamamız gerekir. Onlar adına planlamaya başladığımız da ömür boyu birilerinin desteğine ihtiyaç duyan bir insan yetiştirmesine başladık demektir.

“Amacımız, 2-6 yaş grubu çocukların kişilik oluşumlarının en önemli evresinde oldukları düşüncesinden hareketle, özgüveni yüksek, özgür düşünen, sorgulayan ve eleştirebilen, yapıcı ve yaratıcı, kendini rahat ifade edebilen, keşfetmekten ve öğrenmekten zevk alan, öz disiplin ve benlik saygısı gelişmiş, bireyler yetiştirmektir.” diyor Küçük Ağaç Anaokulu.

Sadece küçük öğrencilerini düşünmüyorlar velilerle de son derece ilgililer. En son geçtiğimiz pazar bizler için “Çocuğunuzun Duygularını Anlama / Tanıma ve Sınırlar” semineri düzenlediler. Yeni yeni şeyler öğrendik, en önemlisi ortak sorunlarımızı konuştuk.

1527806_10151799309876922_832224644_nKaan’ın ardından Ozan da bu ay Küçük Ağaç’a başladı. Okulun en küçük grubu olan “Bambiler”de 🙂 Bu ay haftada 3 günle başladı okula. Saat 10:00-12:00 arası oyun sınıfına dahil oldu. Ozan okula gitmek için oldukça istekli. Sebebi ise abisine de annesine de sabahları  “Nereye gidiyorsun?” diye sorduğunda sürekli aynı cevabı alması: “Okula”. Evde sürekli bir okul sohbeti var. Genelde çocuklar okula gitmemek için ağlarlar, bizim bızdık ise okula gitmek için ağlayor. Abisinin her yaptığını yapmaya çalışan Ozan için abisinin gittiği okula gitmek büyük bir adım. Bu yüzden okula gittiği ilk gün okula girerken hiç sorun yaşamadık ama saat 12 olup okuldan ayrılma vakti geldiğinde kattı ortalığı birbirine. Sebebi ise ayrılmak istememesi. Çünkü Kaan akşama kadar kalıyor okulda. Henüz 2,5 yaşında olduğu için tam günle başlatmak istemedim ama bu okul aşkı yüzünden sanırım bir süre sonra tam güne dönmeye başlayacağız. Sonuç olarak ikisi de artık okullu 🙂

Bizim Evdeki Kıskançlık Olaylarında Son Durum

Ozan’ın aramıza katılmasıyla evde kıskançlık rüzgarları esmeye başlamıştı. Kaan haklı olarak annesine, babasına ve eve ortak olan bu minnoşu kıskanıyordu. Fakat son zamanlarda daha doğrusu Ozan 10 aylık olduğundan beri durumlar değişti.


Ozan artık abisini feci şekilde kıskanıyor. Kendi odası ona hiç keyif vermiyor, sürekli abisinin odasında. Kendi oyuncaklarından çok abisinin oyuncaklarını istiyor. Pusetiyle parka çıkardığımızda bile yaygaralar kopartarak abisinin bisikletine binmek için elinden geleni yapıyor. Abisinin bisikleti, scooterı, arabaları en sevdiği oyuncakları oldu. Bebekliğini yaşamadan büyümeye merak sardı bizim 2 numara… Kendisine hediye olarak gelen oyuncaklara şöyle bir baktıktan sonra fırlatıp atıyor, tüm derdi abisine hangi oyuncağın hediye geldiği 🙂 Kendi odasındaki yatakta bile yatmak istemiyor, abisinin yatağının peşinde…

Kaan’ı kucaklayacak ya da öpecek olursak hemen bacağımıza yapışıp ağlıyor, onu da kucağımıza almamız için elinden geleni yapıyor. Bir de abiye uygulanan şiddet durumu var. Hani korkulur ya büyükler kardeşlerine zarar verir, dikkat etmek gerekir denir… Bizde durumlar değişti, 2 numara abisine ciddi ciddi şiddet uyguluyor. Saçını çekiyor, vuruyor, ısırıyor… Hatta geçen gün öyle bir ısırmış ki abisinin sırtını, mosmor olmuş çocuğun sırtı. Abimiz ise hiç tepki vermeden olgunlukla karşılıyor, sadece tebesssüm ediyor…

Bakalım zaman ilerledikçe durumlar daha nasıl değişecek ? 🙂

Bugün senin doğduğun gün bebeğim

Bugün senin doğduğun gün bebeğim…

Varlığını ilk hissettiğimde şaşkınlık ve heyecan bir aradaydı.  Bir süre kabullenememiştim varlığını, sonra kız olduğunu hayal ettim durdum. Erkek olduğunu öğrendiğimde hafif bir burukluk yaşadım. Halbuki önemli miydi sanki cinsiyetin…
Doğumuna yaklaşırken bir rahatsızlık geçirdiğimi öğrendim, doktorlar anne karnında ölme riskinden bahsediyorlardı. Seninle ilgili düşündüğüm her şey için kendimi suçladım. O iki ayı yüreğim ağzımda bekledim. Her gün dua ettim sağlıkla doğman için.
Ve sen tam 1 sene önce bu saatlerde dünyama katıldın. Gelirken bile beni düşünmüş 2,5 dakikada doğmuştun.
Pamuk yüzün, sesin, mis kokun… Kucağıma aldığım anda kesilmişti ağlaman sonra ben ağlamaya başlamıştım.
Ailemiz eksikmiş meğer senden önce.
Erken değil geç bile kalmışsın hayatıma…
İyi ki doğdun bebeğim…
İyi ki her gece defalarca uyandırıp varlığını hissettiriyorsun bana…
İyi ki gülen gözlerle bakıyorsun bana…
İyi ki dünyamı değiştirdin…
İyi ki beni yeniden anne yaptın…
İyi ki bana yeniden bir şeyler öğrettin…